Zihnimiz Neden Bir Türlü Susmuyor?
Terapi denildiğinde çoğumuzun aklına yaşadığımız sorunları anlamlandırmak, duygularımızı keşfetmek veya zorlandığımız durumlarla başa çıkmayı öğrenmek gelir. Bunların her biri terapi sürecinin önemli parçalarıdır. Ancak terapide yalnızca konuşulan konular ya da kullanılan teknikler değil, terapist ile danışan arasında kurulan ilişki de çok önemli bir yere sahiptir. Terapi sürecinde kişi, kendisini zorlayan yaşantılar, duygular ve düşünceler üzerine çalışırken zaman zaman anlatmakta zorlandığı, anlaşılmadığını hissettiği veya kendisiyle ilgili bazı konularla yüzleşmekten çekindiği anlar yaşayabilir. Böyle zamanlarda terapötik ilişkinin niteliği, danışanın kendisini ne ölçüde güvende hissettiği ve sürece nasıl katıldığı açısından önem taşır.
Terapötik İlişki Nedir?
Terapötik ilişki, terapist ile danışan arasında kurulan güven, empati, iş birliği ve karşılıklı anlayış temelinde gelişen profesyonel ilişkidir. Carl Rogers'ın birey merkezli yaklaşımı, terapötik ilişkide empatiyi, koşulsuz olumlu kabulü ve içtenliği temel unsurlar arasında ele alır. Bu yaklaşıma göre kişinin yargılanmadan dinlenebildiği ve yaşantılarının anlaşılmaya çalışıldığı bir ortam, kendisini daha açık biçimde ifade edebilmesine katkıda bulunabilir. Ancak koşulsuz olumlu kabul, danışanın bütün davranışlarını onaylamak anlamına gelmez. Kişiyi bir bütün olarak değerli kabul ederken davranışlarını, seçimlerini ve bunların sonuçlarını birlikte değerlendirebilmeyi ifade eder. Benzer şekilde empati de yalnızca danışanın söylediklerini anlamak değil, yaşantısını onun bakış açısından kavramaya çalışmak ve bu anlayışı uygun biçimde kendisine aktarabilmektir.
Terapi Sürecinde Terapötik İlişki Neden Bu Kadar Önemli?
Psikoterapi araştırmalarında terapötik ittifak, terapi sürecinin önemli bileşenlerinden biri olarak ele alınır. Edward Bordin'in yaklaşımına göre terapötik ittifak üç temel unsurdan oluşur: danışan ve terapistin amaçlar konusunda uzlaşması, bu amaçlara ulaşmak için yapılacak çalışmalar üzerinde iş birliği kurması ve aralarında güvene dayalı bir bağ geliştirmesi. Bu çerçevede danışanın yalnızca kendisini anlaşılmış hissetmesi değil, terapi sürecinin amacını bilmesi ve çalışmalara aktif biçimde katılması da önemlidir. Mesela, kaygı nedeniyle terapiye başvuran bir danışanı düşünelim. Danışanın yaşadığı kaygıyı anlamaya çalışmanın yanı sıra, birlikte hangi alanlarda çalışılacağına karar vermek, hedefleri danışanın ihtiyaçları doğrultusunda belirlemek ve uygulanan yöntemlerin nasıl karşılık bulduğunu düzenli olarak değerlendirmek gerekir. Danışanın kendisini anlaşılmış hissetmesi sürece katılımını kolaylaştırabilir. Bununla birlikte, terapötik ilişkinin güçlü olması tek başına her sorunun çözüleceği anlamına gelmez. Terapi sürecinin niteliği danışanın ihtiyaçları, kullanılan yaklaşım, uygulanan müdahaleler ve sürecin koşulları gibi farklı etkenlerle birlikte değerlendirilmelidir.
İyi bir terapötik ilişki, hiç zorlanmadığımız bir ilişki biçimi midir? Aslında hayır. Terapi sürecinde danışan ile terapist arasında zaman zaman görüş ayrılıkları yaşanabilir. Danışan kendisini yeterince anlaşılmamış hissedebilir, bir müdahalenin kendisine uygun olmadığını düşünebilir veya üzerinde konuşulan bir konuya hazır olmadığını ifade edebilir. Bu durumlar her zaman terapötik ilişkinin başarısız olduğu anlamına gelmez. Önemli olan, ortaya çıkan güçlüğün güvenli ve profesyonel bir çerçevede ele alınabilmesidir. Danışanın geri bildirimlerine açık olmak, farklılıkları konuşabilmek ve gerektiğinde çalışma biçimini yeniden değerlendirmek terapötik iş birliğinin önemli parçalarıdır. Çünkü terapi, terapistin danışana ne yapması gerektiğini söylediği tek yönlü bir süreç değil danışanın ihtiyaçlarının, hedeflerinin ve deneyimlerinin dikkate alındığı ortak bir çalışmadır.
Terapi sürecinde kuramsal bilgi, mesleki yetkinlik ve uygun müdahaleler vazgeçilmezdir. Ancak bu bilgi ve becerilerin danışanın ihtiyaçları doğrultusunda kullanılabilmesi, güvene ve iş birliğine dayalı bir ilişkiyle yakından bağlantılıdır. Terapötik ilişki, danışanın bütün zorluklarını ortadan kaldıran sihirli bir unsur değildir. Bununla birlikte, kişinin kendisini anlamlandırabilmesi, zorlandığı konular üzerinde çalışabilmesi ve değişim sürecine aktif biçimde katılabilmesi için önemli bir zemin oluşturur.
Terapi sürecinde ilerlemeyi mümkün kılan şey yalnızca doğru soruyu sormak ya da doğru tekniği uygulamak değil kişinin yaşantısının dikkatle dinlendiği, ihtiyaçlarının önemsendiği ve birlikte çalışmanın mümkün olduğu bir ilişki kurabilmektir.
Psikolojik Danışman, Aile Danışmanı
Merhaba, ben Afranur Tekin. Psikolojik danışman ve Aile Danışmanıyım. Yetişkinler, ergenler ve ailelerle çalışıyorum.Danışmanlık sürecinde kişinin yaşadığı güçlükleri yalnızca bugün ortaya çıkan soru…
Profili Görüntüle
Çerezleri kullanıyoruz. Sitemizin düzgün çalışması ve deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden yararlanıyoruz. Ayrıntılar için Gizlilik Politikası sayfamıza göz atabilirsiniz.