Öfkemizin Ardında Başka Ne Var?
Günlük yaşamın hızlanmasıyla birlikte sürekli meşgul olmak, çoğu zaman üretkenlik ve başarı ile ilişkilendirilmeye başlandı. Gün içinde ne kadar çok iş yetiştirirsek, ne kadar yoğun çalışırsak veya ne kadar fazla sorumluluk üstlenirsek kendimizi o kadar başarılı hissetmemiz bekleniyor. Bunun sonucunda dinlenmek, boş zaman geçirmek ya da hiçbir şey yapmadan durmak bazı kişiler için rahatlatıcı olmaktan çok suçluluk uyandıran bir deneyime dönüşüyor. Oysa sürekli meşgul olmak ile iyi hissetmek aynı şey değildir. İnsan zihni sadece problem çözmek, üretmek ve görev tamamlamak için değil aynı zamanda dinlenmek, duyguları işlemek, yaşantıları anlamlandırmak ve kendini düzenlemek için de zamana ihtiyaç duyar. Bu nedenle kişinin sürekli bir şeylerle meşgul olması, her zaman ruhsal olarak iyi hissettiğinin göstergesi olmayabilir. Bazen yoğunluk, yaşamın doğal bir parçasıyken bazen de kişinin kendi iç dünyasıyla temas etmesini zorlaştıran bir işlev üstlenebilir.
Sürekli meşgul olmanın altında farklı psikolojik ihtiyaçlar bulunabilir. Bazı insanlar yoğun bir programın kendilerine kontrol ve yeterlilik duygusu verdiğini deneyimleyebilir. Yapılacak işleri tamamlamak, sorumlulukları yerine getirmek ve sürekli bir hedef doğrultusunda ilerlemek kişide “işe yarıyorum” ya da “yeterliyim” inancını güçlendirebilir. Özellikle kişinin öz değerini büyük ölçüde performansı, başarısı ya da üretkenliği üzerinden değerlendirdiği durumlarda dinlenmek zorlaşabilir. Böyle bir durumda kişi, yalnızca çalışırken veya bir şeyler başarırken kendisini değerli hissetmeye başlayabilir. Bununla birlikte, sürekli meşgul olmak bazı durumlarda kişinin rahatsız edici düşünce ve duygularından uzaklaşmasına da hizmet edebilir. Kaygı, yalnızlık, üzüntü, belirsizlik veya içsel huzursuzluk gibi duygularla karşılaşmak zorlayıcı olduğunda kişi kendisini sürekli işlere, sosyal aktivitelere, telefon kullanımına veya başka uğraşlara yönlendirebilir. Böylece zihinsel olarak kendine dönmek yerine dikkatini sürekli dışarıda tutabilir. Bu noktada dinlenme ile kurulan ilişki de bize birçok şey anlatabilir. Bazı kişiler boş kaldığında rahatlamak yerine huzursuzluk, suçluluk veya yetersizlik hissedebilir. “Şu an bir şey yapmalıyım”, “Boş boş oturuyorum”, “Daha yapacak çok işim var” gibi düşünceler dinlenme anlarında ortaya çıkabilir. Bu durum, kişinin dinlenmeyi temel bir ihtiyaç olarak değil, ancak yeterince çalıştıktan sonra hak edilebilecek bir ödül olarak değerlendirmesiyle ilişkili olabilir. Oysa dinlenme, kişinin üretkenliğini kanıtlamasına bağlı bir ayrıcalık değil, psikolojik ve fiziksel iyilik halinin doğal bir parçasıdır.
Sürekli meşgul olmanın bir başka boyutu da kişinin kendi ihtiyaçlarını fark etmesini zorlaştırabilmesidir. Gün içinde yapılması gerekenlere odaklanırken “Ben şu anda ne hissediyorum?”, “Neye ihtiyacım var?” veya “Gerçekten yoruldum mu?” gibi sorular geri planda kalabilir. Zaman içinde kişi yorgunluk, zihinsel tükenmişlik veya duygusal zorlanma belirtilerini ancak oldukça yoğunlaştığında fark edebilir. Bu nedenle yalnızca yapılacaklar listesini değil, kişinin kendi içsel durumunu da takip edebilmesi psikolojik açıdan önemlidir.
Ayrıca günümüzde aşırı meşgul olmanın sosyal olarak ödüllendirilmesi de bu döngüyü güçlendirebilir. Yoğun olmak çoğu zaman çalışkanlık, sorumluluk sahibi olmak ve başarılı olmakla özdeşleştirilebilir. “Çok yoğunum” ifadesi bazen kişinin yaşamındaki değerini ve önemini göstermenin bir yolu haline gelebilir. Bu kültürel çerçeve içinde kişi, yavaşlamayı veya hiçbir şey yapmamayı başarısızlık gibi algılayabilir. Ancak insanın değerini yalnızca ne kadar ürettiği, ne kadar çalıştığı veya kaç işi tamamladığı üzerinden değerlendirmek, zaman içinde özdeğerin dışsal ölçütlere bağımlı hale gelmesine neden olabilir.
Bu sorular, meşgul olmanın bizim için yalnızca bir yaşam biçimi mi yoksa bazı duygusal ihtiyaçlarımızı düzenleme biçimi mi olduğunu anlamamıza yardımcı olabilir.
Ruhsal iyi oluş, sürekli iyi hissetmek veya sürekli üretken olmak anlamına gelmez. İnsan yaşamında hareket kadar durmak, çaba kadar dinlenmek, problem çözmek kadar duyguları fark etmek de gereklidir. Bazen ihtiyaç duyduğumuz şey daha fazlasını yapmak değil, yaptıklarımızın arasında kendimizi duyabileceğimiz bir farkındalık yaratmaktır. Çünkü hayatı yalnızca doldurmak değil, içinde gerçekten nasıl hissettiğimizi fark edebilmek de ruhsal iyi oluşun önemli bir parçasıdır.
Psikolojik Danışman, Aile Danışmanı
Merhaba, ben Afranur Tekin. Psikolojik danışman ve Aile Danışmanıyım. Yetişkinler, ergenler ve ailelerle çalışıyorum.Danışmanlık sürecinde kişinin yaşadığı güçlükleri yalnızca bugün ortaya çıkan soru…
Profili GörüntüleÇerezleri kullanıyoruz. Sitemizin düzgün çalışması ve deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden yararlanıyoruz. Ayrıntılar için Gizlilik Politikası sayfamıza göz atabilirsiniz.