İlişkilerde Hep Veren Taraf Olmak: Sevgi mi, Kendinden Vazgeçmek mi?
İlişkilerde Alma ve Verme Dengesi Nedir?
İnsan ilişkilerinde yakınlık, güven, anlayış ve karşılıklı destek önemli bir yere sahiptir. Bir ilişkinin sağlıklı ve sürdürülebilir olması yalnızca sevgi ve bağlılıkla değil, tarafların birbirlerine sundukları destek ve birbirlerinden destek alabilmeleriyle de ilişkilidir. Zaman ayırmak, ilgi göstermek, emek vermek, sorumluluk paylaşmak ve zor zamanlarda birbirinin yanında olmak ilişkilerde sürekli bir alışveriş oluşturur.
Ancak bu alışverişin her zaman aynı ölçüde gerçekleşmesi beklenmez. Hayatın farklı dönemlerinde taraflardan biri diğerine göre daha fazla desteğe ihtiyaç duyabilir veya daha fazla sorumluluk üstlenebilir. Burada önemli olan geçici farklılıkların zaman içerisinde ilişkinin kalıcı ve tek taraflı bir düzenine dönüşmemesidir.
İlişkilerde Alma ve Verme Ne Anlama Gelir?
Alma ve verme kavramlarını yalnızca maddi veya somut yardımlar üzerinden değerlendirmek doğru değildir. Bir partnere zaman ayırmak, onu gerçekten dinlemek, zorlandığı bir dönemde yanında olmak veya günlük sorumlulukların bir bölümünü üstlenmek verme davranışlarına örnek olabilir.
Buna karşılık destek görmek, ilgi görmek, anlaşılmak, yardım kabul etmek ve kişinin kendi ihtiyaçlarını ifade edebilmesi de ilişkinin alma tarafını oluşturur.
Sağlıklı İlişkilerde Karşılıklılık Neden Önemlidir?
Sağlıklı bir ilişkide alma ve verme matematiksel olarak eşit olmak zorunda değildir. Önemli olan, ilişkinin genelinde karşılıklılık hissinin bulunmasıdır. Taraflardan birinin sürekli olarak emek veren, diğerinin ise çoğunlukla alan konumunda olması zaman içerisinde kırgınlık, tükenmişlik, değersizlik veya ilişkiden uzaklaşma gibi duyguların ortaya çıkmasına neden olabilir.
Sürekli Veren Taraf Olmak Ne Anlama Gelir?
Bazı kişiler ilişkilerinde kendi ihtiyaçlarından önce karşılarındaki kişinin ihtiyaçlarını düşünmeye alışabilir. Sorunları çözmeye çalışmak, yardımcı olmak, karşı tarafın beklentilerini karşılamak ve çatışmalardan kaçınmak zamanla kişinin ilişkideki temel rolüne dönüşebilir.
Başlangıçta sevgi, ilgi veya fedakârlık olarak görülen bu davranışlar, kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli olarak ikinci plana atmasıyla birlikte zorlayıcı hale gelebilir.
İlişkide Kendi İhtiyaçlarını Geri Plana Atmak
Kişinin “hayır” demekte zorlanması, dinlenmeye ihtiyacı olduğu halde sorumluluk almaya devam etmesi veya karşı tarafın memnuniyetini kendi iyilik halinin önüne koyması, ilişkideki alma-verme dengesinin yeniden değerlendirilmesi gerektiğine işaret edebilir.
Burada sorun vermek veya destek olmak değildir. Asıl sorun, kişinin ilişkiyi sürdürebilmek adına kendi sınırlarını, ihtiyaçlarını ve kapasitesini sürekli olarak yok saymasıdır.
İlişkilerde Almak Neden Zor Olabilir?
İlişkilerde dengenin bozulmasına neden olabilecek bir diğer durum ise kişinin yardım, ilgi veya desteği kabul etmekte zorlanmasıdır.
Bazı insanlar başkalarından destek istemeyi güçsüzlük olarak değerlendirebilir. “Her şeyi kendim halletmeliyim”, “Kimseye yük olmamalıyım” veya “Güçlü görünmeliyim” gibi düşünceler, kişinin ihtiyaçlarını paylaşmasını ve başkalarından destek kabul etmesini zorlaştırabilir.
Destek İstemek Güçsüzlük Değildir
Yakın ilişkiler yalnızca bir kişinin diğerine destek olmasıyla kurulmaz. Birine destek verebilmek kadar, ihtiyaç duyulduğunda başkasının desteğini kabul edebilmek de sağlıklı ilişkinin bir parçasıdır.
Sürekli olarak veren tarafta kalmak kişiye kontrol hissi sağlıyor gibi görünse de zaman içerisinde ilişkideki karşılıklılığın azalmasına neden olabilir. Sağlıklı bir ilişki, hem başkalarına destek olabilmeyi hem de gerektiğinde destek alabilmeyi içerir.
Fedakârlık ile Kendinden Vazgeçmek Arasındaki Fark
İlişkilerde fedakârlık zaman zaman kaçınılmazdır. Bir partner zor bir dönemden geçerken diğerinin daha fazla sorumluluk üstlenmesi veya bir arkadaşın ihtiyaç duyduğu bir dönemde ona daha fazla destek sunulması ilişkinin doğal bir parçası olabilir.
Ancak fedakârlık ile kişinin kendisinden vazgeçmesi arasında önemli bir fark vardır.
Sağlıklı Fedakârlık Nasıl Olur?
Fedakârlık, kişinin kendi isteğiyle ve sınırlarının farkında olarak yaptığı bir davranış olabilir. Kendinden vazgeçmek ise kişinin kendi ihtiyaçlarını sürekli biçimde görmezden gelmesi ve ilişkiyi korumak uğruna kendi sınırlarını terk etmesi anlamına gelebilir.
Bu ayrım özellikle uzun süreli ilişkiler açısından önemlidir. Bir kişinin ilişkiyi devam ettirebilmek için sürekli olarak kendi isteklerinden, ihtiyaçlarından ve sınırlarından vazgeçmesi, zaman içerisinde ilişkide biriken kırgınlıkların ve duygusal uzaklığın artmasına neden olabilir.
Sağlıklı Sınırlar Alma ve Verme Dengesini Nasıl Destekler?
İlişkilerde sınır koymak, karşı tarafı reddetmek veya ilişkiden uzaklaşmak anlamına gelmez. Sağlıklı sınırlar, kişinin kendi ihtiyaçlarını, duygularını ve kapasitesini açık biçimde ifade edebilmesine yardımcı olur.
Bir kişinin her talebe olumlu yanıt vermemesi, ilişkiye değer vermediği anlamına gelmez. Aynı şekilde karşı tarafın ihtiyaçlarının olması da kişinin bütün bu ihtiyaçları karşılamakla sorumlu olduğu anlamına gelmez.
İlişkilerde Sınır Koymak Neden Önemlidir?
Sağlıklı ilişkilerde tarafların hem kendi sınırlarını ifade edebilmesi hem de karşısındaki kişinin sınırlarına saygı gösterebilmesi gerekir. Kişisel kapasiteyi aşan sorumlulukları üstlenmemek, ihtiyaç duyulduğunda “hayır” diyebilmek ve kendi ihtiyaçlarına da alan açabilmek, alma-verme dengesinin korunmasına yardımcı olur.
İlişkilerde Alma ve Verme Dengesi Her Zaman Aynı Kalır mı?
Alma ve verme dengesi sabit bir yapı değildir. Yaşam koşulları değiştikçe ilişkilerdeki roller ve ihtiyaçlar da değişebilir.
Örneğin iş kaybı, yoğun çalışma dönemleri, ebeveynlik, hastalık veya hayatın diğer önemli değişimleri sırasında taraflardan biri diğerinden daha fazla destek almak zorunda kalabilir. Böyle dönemlerde ilişkinin geçici olarak daha dengesiz görünmesi tek başına sağlıksız bir ilişkinin göstergesi değildir.
İlişkilerde Geçici ve Kalıcı Dengesizlik Arasındaki Fark
Asıl dikkat edilmesi gereken, geçici olarak ortaya çıkan farklılığın zaman içerisinde ilişkinin temel düzenine dönüşüp dönüşmediğidir.
Sağlıklı bir ilişkide bir dönem taraflardan biri daha fazla verebilirken başka bir dönemde diğer taraf daha fazla destek sunabilir. Karşılıklılık, her şeyin aynı anda ve aynı miktarda paylaşılması değil, ilişkinin zaman içerisinde iki tarafın da ihtiyaçlarına alan açabilmesidir.
Kendimize Ne Kadar Alan Açıyoruz?
Alma ve verme dengesini yalnızca kişiler arasındaki ilişki üzerinden değerlendirmek yeterli değildir. Kişinin kendisiyle kurduğu ilişki de bu dengenin önemli bir parçasıdır.
Başkalarının ihtiyaçlarına duyarlı olduğu halde kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen kişiler, zaman içerisinde kendi sınırlarını fark etmekte zorlanabilir. Dinlenmek, kendine zaman ayırmak, duygusal destek almak ve kişisel ihtiyaçları önemsemek de başkalarına sunulan destek kadar değerlidir.
Kendi İhtiyaçlarını Fark Etmek
Bu nedenle ilişkilerde dengeyi değerlendirirken yalnızca “Karşı tarafa ne veriyorum?” sorusunu sormak yeterli değildir. “Ben kendim için neye izin veriyorum?”, “İhtiyaçlarımı ifade edebiliyor muyum?” ve “Destek almaya ne kadar açığım?” gibi sorular da önemlidir.
Sağlıklı Bir İlişki İçin Alma ve Verme Dengesi
İlişkilerde alma ve verme dengesi bir hesap tablosu gibi değerlendirilmemelidir. Her davranışın aynı ölçüde karşılık bulması veya her sorumluluğun eşit şekilde paylaşılması mümkün değildir. Önemli olan ilişkinin genelinde karşılıklı ilgi, emek, saygı ve destek duygusunun bulunmasıdır.
Sağlıklı bir ilişkide kişi hem verebilir hem de ihtiyaç duyduğunda alabilir. Kendi sınırlarını korurken karşı tarafın ihtiyaçlarına da alan açabilir. Destek olmak kadar destek kabul etmek, fedakârlık yapmak kadar gerektiğinde kendi ihtiyaçlarını gözetmek de ilişkinin sürdürülebilirliği açısından önem taşır.
Sonuç olarak ilişkilerde önemli olan sürekli olarak “veren” veya “alan” taraf olmak değildir. Önemli olan, ilişkinin ihtiyaçlarına göre bu roller arasında esnek biçimde hareket edebilmektir. Kendinden vazgeçmeden verebilmek ve suçluluk duymadan alabilmek, daha karşılıklı, dengeli ve sürdürülebilir ilişkiler kurmanın önemli parçalarındandır.
Klinik Psikolog
Klinik Psikolog / Yetişkin & ErgenUzman Klinik Psikolog Arzu DOĞAN, 2015 yılında Maltepe Üniversitesi Psikoloji bölümünü onur derecesi ile tamamlamıştır. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra İstanbul…
Profili GörüntüleDiğer Yazılar
Narsist Kimdir? Belirtileri, Türleri ve İlişkide Neler Yapılır
Toksik İlişki Nedir? Belirtileri ve Çıkış Yolları
Öfkemizin Ardında Başka Ne Var?