Öfkemizin Ardında Başka Ne Var?
Bazen hayatımızda görünürde ciddi bir sorun yokken içimizde açıklayamadığımız bir huzursuzluk hissedebiliriz. Her şey normal görünmesine rağmen rahatlamakta zorlanabilir, göğüste sıkışma, midede düğümlenme, omuzlarda gerginlik veya sürekli tetikte olma gibi bedensel hisler yaşayabiliriz. Böyle anlarda akla gelen ilk soru genellikle aynıdır: “Neden böyle hissediyorum?”
Bu sorunun cevabı her zaman yalnızca düşüncelerimizde olmayabilir. Bedenimiz, yaşadığımız duygusal süreçlere zihnimizden çok daha hızlı tepki verebilir. Stres, kaygı, korku, öfke ve üzüntü gibi yoğun duygular yalnızca zihinsel deneyimler değildir; aynı zamanda bedende çeşitli değişikliklere neden olabilir.
Duygusal olarak zorlayıcı bir durum yaşadığımızda bedenimiz de bu deneyime tepki verebilir. Kalp atışlarının hızlanması, kasların gerilmesi, nefes alışverişinin değişmesi, mide ve bağırsaklarda rahatsızlık veya sürekli huzursuzluk hissi bu tepkilerden bazılarıdır.
Özellikle yoğun stres altında olduğumuz dönemlerde bedenin alarm sistemi daha uzun süre aktif kalabilir. Günlük yaşamın yoğunluğu, iş ve ilişki sorumlulukları, belirsizlikler, bastırılan duygular veya sürekli bir yerlere yetişme çabası zaman içerisinde kişinin kendi iç dünyasından uzaklaşmasına neden olabilir.
Bazen zihnimiz yaşadığımız bir durumu henüz tam olarak anlamlandırmamışken bedenimiz buna tepki vermeye başlayabilir. Örneğin bir ilişkide uzun süredir bizi rahatsız eden bir durum bulunabilir ancak bunu kabul etmekte zorlanabiliriz. “Belki de fazla büyütüyorum.” veya “Aslında o kadar önemli değil.” diyerek yaşadığımız duyguyu geri plana atabiliriz.
Buna rağmen bedendeki gerginlik, huzursuzluk veya sürekli tetikte olma hali devam edebilir. Bu durum, kişinin henüz farkına varmadığı önemli bir duygusal ihtiyacın veya yaşamındaki bir sorun alanının bulunduğuna işaret ediyor olabilir.
Bedensel belirtileri doğrudan “bir sorun var” şeklinde yorumlamak yerine, onları kişinin kendisine dikkat etmesini sağlayan sinyaller olarak değerlendirmek daha işlevsel olabilir. Beden her zaman yaşanan durumun ne olduğunu açık biçimde söylemez ancak üzerinde düşünülmesi gereken bir alan olduğunu gösterebilir.
Bu noktada kişinin kendisine bazı sorular sorması faydalı olabilir:
Bu soruların amacı bedensel belirtilere hemen bir anlam yüklemek değil, kişinin kendi deneyimini daha dikkatli gözlemlemesini sağlamaktır.
Açıklayamadığımız huzursuzluk bazen farkında olmadığımız bir duygunun kendisini göstermesiyle ilişkili olabilir. İfade edilemeyen bir öfke, kabul edilmesi zor bir kırgınlık, yüzleşmekten kaçınılan bir korku veya uzun süredir ertelenen bir ihtiyaç kişinin bedensel deneyimleri üzerinden fark edilebilir.
Duyguları tamamen ortadan kaldırmak mümkün değildir. Bir duyguyu görmezden gelmeye veya bastırmaya çalışsak bile zihnimiz ve bedenimiz yaşanan deneyimleri işlemeye devam eder. Bu nedenle zaman zaman herhangi bir neden bulamadığımız bir huzursuzlukla karşılaşabiliriz.
Kişi kendi duygularını sürekli olarak geri plana attığında, içsel yaşantısıyla arasındaki bağlantıyı fark etmek zorlaşabilir. Ne hissettiğini anlamakta zorlanan kişi yalnızca “çok yoruldum” veya “nedensiz yere huzursuzum” diyebilir.
Oysa bu huzursuzluk, kişinin yaşamında uzun süredir devam eden stresin, karşılanmamış ihtiyaçların veya ifade edilmemiş duyguların fark edilmesi için bir fırsat oluşturabilir. Burada önemli olan bedensel deneyimi kesin bir psikolojik nedene bağlamak değil, kişinin kendi iç dünyasına daha fazla dikkat etmeye başlamasıdır.
Stres kısa süreli olduğunda bedenin doğal bir tepkisi olabilir. Ancak kişi uzun süre boyunca yoğun stres altında kaldığında bedenin sürekli alarm durumunda olması mümkün hale gelir.
İş hayatındaki baskılar, ilişkilerde yaşanan sorunlar, ekonomik veya sosyal belirsizlikler, yoğun sorumluluklar ve sürekli bir şeylere yetişme çabası bu süreci besleyebilir. Kişi zaman içerisinde stresin kaynağını fark etmekte zorlanabilir ve bunun yerine sürekli bir gerginlik veya huzursuzluk yaşamaya başlayabilir.
Bu nedenle zaman zaman durmak ve yalnızca ne kadar yorulduğumuzu değil, bizi neyin yorduğunu da düşünmek önemlidir.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir: Her fiziksel belirti psikolojik bir nedene bağlanmamalıdır. Çarpıntı, göğüs ağrısı, nefes darlığı, mide sorunları veya diğer fiziksel belirtiler farklı sağlık sorunlarıyla da ilişkili olabilir.
Bu nedenle yeni başlayan, şiddetli, tekrarlayan veya günlük yaşamı etkileyen bedensel belirtilerde öncelikle tıbbi değerlendirme almak önemlidir. Bedenimizi dinlemek, yaşadığımız her fiziksel değişikliği kaygıyla yorumlamak anlamına gelmez. Aksine, bedenimizde meydana gelen değişiklikleri fark etmek ve gerektiğinde uygun desteği almak anlamına gelir.
Bedenimizi dinlemek, ortaya çıkan her belirtiye kesin bir psikolojik anlam yüklemek değildir. Daha çok bedenimizde meydana gelen değişiklikleri fark etmek, bunların ne zaman ortaya çıktığını gözlemlemek ve yaşamımızdaki koşullarla birlikte değerlendirmektir.
Bazen huzursuzluğu hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla kısa bir süre kalmak ve neye işaret ediyor olabileceğini merak etmek daha faydalı olabilir. “Şu anda benim içimde ne oluyor?” sorusu bu farkındalığın başlangıç noktalarından biri olabilir.
“Benim içimde şu anda ne oluyor?”
Kişi kendi iç dünyasını anlamaya başladıkça bedensel sinyaller yalnızca rahatsız edici belirtiler olmaktan çıkabilir. Bu sinyaller; ihtiyaçlarımızı, sınırlarımızı, duygularımızı ve bizi zorlayan yaşam koşullarını fark etmemize yardımcı olan ipuçlarına dönüşebilir.
Huzursuzluk veya bedensel gerginlik uzun süredir devam ediyor, günlük yaşamı etkiliyor ya da kişi bu duygularla baş etmekte zorlanıyorsa profesyonel destek almak önemli olabilir.
Kendi duygularımızı anlamakta zorlandığımız dönemlerde destek almak bir zayıflık göstergesi değildir. Aksine kişinin kendisini, bedenini ve duygusal ihtiyaçlarını daha iyi anlaması için atabileceği önemli bir adımdır.
Bedenimizin verdiği sinyalleri fark etmek, kendimizi sürekli kontrol etmek anlamına gelmez. Bazen bu sinyaller yalnızca durmamızı, kendimize bakmamızı ve uzun süredir ihmal ettiğimiz bir ihtiyacı fark etmemizi hatırlatır. Kendimizi anlamaya başladığımızda bedenimizle kurduğumuz ilişki de daha farkındalıklı ve sağlıklı bir hale gelebilir.
Psikolojik Danışman, Aile Danışmanı
Merhaba, ben Afranur Tekin. Psikolojik danışman ve Aile Danışmanıyım. Yetişkinler, ergenler ve ailelerle çalışıyorum.Danışmanlık sürecinde kişinin yaşadığı güçlükleri yalnızca bugün ortaya çıkan soru…
Profili Görüntüle
Çerezleri kullanıyoruz. Sitemizin düzgün çalışması ve deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden yararlanıyoruz. Ayrıntılar için Gizlilik Politikası sayfamıza göz atabilirsiniz.