Tüm Yazılar
AKRAN ZORBALIĞINDAN OKUL BAHÇESİNDEKİ ŞİDDET İKİMİNE
Akran Zorbalığına Nörogelişimsel ve Sosyolojik Bir Bakış
Bir çocuğun arkadaşına yaptığı zorbalık bize toplum hakkında ne anlatır?
Bir çocuğun arkadaşını sürekli dışlaması, onunla alay etmesi, fiziksel olarak zararvermesi, tehdit etmesi ya da diğer çocukları ona karşı örgütlemesi çoğu zaman“çocuklar arasında olur böyle şeyler” cümlesiyle geçiştirilebiliyor.
Oysa akran zorbalığı, çocukluk döneminin sıradan bir çatışması değildir.
Çatışmada taraflar arasında görece bir eşitlik vardır ve sorun zaman zaman karşılıklıyaşanabilir. Zorbalıkta ise
güç dengesizliği, süreklilik ve karşı tarafa zarar verme
belirgin hale gelir.
Bu nedenle akran zorbalığına yalnızca davranışsal bir problem olarak bakmak yeterlideğildir.
Bir çocuk neden başka bir çocuğu hedef alır?
Neden bazı çocuklar güç kullanmayı bir ilişki kurma biçimi olarak öğrenir?
Neden bazı çocuklar zorbalığa maruz kaldığında yardım istemekten çekinir?
Ve belki de en önemlisi:
Çocuklar birbirlerine nasıl davranmaları gerektiğini nereden öğrenir?
Bu soruların yanıtı bizi çocuğun beyninden aile sistemine, okul kültüründen akrangrubuna ve oradan da içinde yaşadığımız toplumsal yapıya götürür.
Zorbalık yalnızca “zorba çocuk” meselesi değildir
Bir çocuğun zorbalık davranışını yalnızca “kötü niyetli”, “problemli” ya da “şiddeteeğilimli” bir çocuk olarak açıklamak, davranışın arkasındaki gelişimsel sürecigörmemize engel olabilir.
Akran Zorbalığına Nörogelişimsel ve Sosyolojik Bir Bakış
Çocukların beyinleri ve özellikle yürütücü işlevleri gelişim boyunca olgunlaşmayadevam eder. Dürtü kontrolü, duyguları düzenleyebilme, sonuçları öngörebilme,karşısındaki kişinin bakış açısını anlayabilme ve sosyal durumları değerlendirebilmebecerileri yaşla birlikte gelişir.
Bu, zorbalık yapan çocuğun davranışından sorumlu olmadığı anlamına gelmez.
Tam tersine, çocuğun davranışına sınır koymak gerekir.
Ancak sınır koymak ile çocuğu etiketlemek aynı şey değildir.
Bir çocuğa “Sen zorbasın.” dediğimizde onun kimliğini tanımlamış oluruz.
“Bu davranış kabul edilemez. Bir başkasına zarar vermene izin vermiyoruz.”dediğimizde ise davranış ile çocuğu birbirinden ayırırız.
Çocuk gelişimi açısından bu ayrım oldukça değerlidir.
Çünkü amaç yalnızca çocuğu cezalandırmak değil;
zarar vermeden ilişkikurabilme, dürtülerini düzenleyebilme, empati geliştirebilme ve çatışmayı şiddetkullanmadan çözebilme becerilerini desteklemektir.
Peki çocuğun sinir sistemi bu hikâyenin neresinde?
Çocukların davranışlarını değerlendirirken sinir sisteminin gelişimini de dikkatealmak gerekir.
Yoğun stres altında olan, kendisini sürekli tehdit altında hisseden ya da duygularınıdüzenleme konusunda zorlanan bir çocuk, sosyal durumları daha tehdit edicialgılayabilir. Öfkesini yönetmekte, dürtüsünü durdurmakta veya karşısındaki çocuğunduygusunu fark etmekte zorlanabilir.
Ancak burada önemli bir noktayı özellikle vurgulamak gerekir:
Nörogelişimsel açıklamalar, zorbalığı mazur göstermek için kullanılmamalıdır.
“Beyninin gelişimi tamamlanmadığı için yaptı.” demek, zarar verici davranışıaçıklamakla onu meşrulaştırmak arasındaki sınırı ortadan kaldırır.
Bizim ihtiyacımız olan şey açıklamak ve sınır koymayı aynı anda yapabilmektir.
Çocuğa hem “Seni anlıyorum.” hem de “Bunu yapmana izin vermiyorum.” diyebilmek.
Çünkü güvenli yetişkinlik tam da bu iki mesajı aynı anda verebilme becerisidir.
Zorbalığa maruz kalan çocuğun yaşadığı yalnızca bir “okulproblemi” değildir
Zorbalığa maruz kalan çocuk için okul, öğrenme ve sosyalleşme alanı olmaktan çıkıpsürekli tetikte olması gereken bir ortama dönüşebilir.
“Bugün bana ne yapacaklar?”
“Benimle dalga geçecekler mi?”
“Kimse benimle oturmazsa?”
“Yine öğretmene söylersem daha kötü olur mu?”
Bu sorular çocuğun zihninde sürekli dolaşmaya başlayabilir.
Dolayısıyla zorbalığın etkisini yalnızca olay gerçekleştiği anda aramamak gerekir.
Çocuğun okula gitmek istememesi, karın veya baş ağrılarından yakınması, uykudüzeninin değişmesi, içine kapanması, akademik performansında düşüş olması yada kendisiyle ilgili olumsuz düşünceler geliştirmesi; değerlendirilmesi gerekenönemli işaretler olabilir.
Burada çocuğa “Neden karşılık vermedin?” demek yerine önce şu soruyu sormakgerekir:
“Sen bunları yaşarken yanında kim vardı?”
Çünkü çocukların zorbalık karşısında yalnız bırakılmaması, yardım istemenin güvenlihale getirilmesi ve yetişkinlerin müdahale etmesi gerekir.
Asıl mesele yalnızca zorbalık yapan çocuk değildir: Seyircilerde sistemin parçasıdır
Akran zorbalığında çoğu zaman üçüncü bir grup gözden kaçar:
seyirci çocuklar.
Bir çocuk diğerine zarar verirken etraftaki çocukların gülmesi, videoya çekmesi,paylaşması, sessiz kalması ya da zorbalığı alkışlaması davranışın sosyal olarakgüçlenmesine neden olabilir.
Çocuk burada yalnızca “bir başkasına zarar vermeyi” değil, aynı zamanda
grupiçinde hangi davranışların statü kazandırdığını
öğrenir.
Bu nedenle zorbalıkla mücadele yalnızca zorbalık yapan ve zorbalığa maruz kalaniki çocuk arasında yürütülemez.
Bütün grubun sosyal becerileri, aidiyet ihtiyacı, empati kapasitesi ve yardım etmedavranışı desteklenmelidir.
Bir çocuğun,
“Buna gülmüyorum.”
“Böyle konuşman doğru değil.”
“Öğretmene söyleyelim.”
diyebilmesi de zorbalıkla mücadelenin önemli bir parçasıdır.
Aile çocuğa güç kullanmayı mı, ilişki kurmayı mı öğretiyor?
Çocuklar ilişki kurmayı büyük ölçüde ilişkilerin içinde öğrenir.
Evde sorunlar bağırarak çözülüyorsa, güçlü olanın sözü geçiyorsa, çocuğunduyguları küçümseniyorsa, kardeşler sürekli birbirleriyle kıyaslanıyorsa veya fizikselceza bir disiplin yöntemi olarak kullanılıyorsa çocuklar yalnızca söylenenleri değil,
ilişki biçimini
de öğrenir.
Bu nedenle “Çocuğum neden böyle davranıyor?” sorusunun yanında bazen şusoruyu da sormamız gerekir:
“Çocuğumun çevresinde insanlar anlaşmazlıklarını nasıl çözüyor?”
Çocuğa empatiyi anlatmak önemlidir.
Ama empatiyi yaşatmak daha önemlidir.
“Karşındakinin ne hissettiğini düşün.” demek kadar, çocuğun kendi duygularının dayetişkinler tarafından görülmesi gerekir.
Okul yalnızca akademik bir kurum değildir
Okul, çocuğun aileden sonra en önemli sosyal öğrenme alanlarından biridir.
Çocuk burada yalnızca matematik, Türkçe ya da fen bilgisi öğrenmez.
Aynı zamanda;
güç ilişkilerini,
arkadaşlığı,
çatışmayı,
sınırları,
farklılıklarla bir arada yaşamayı,
yardım istemeyi,
yardım etmeyi
ve başkasının sınırına saygı göstermeyi öğrenir.
Bu nedenle okul iklimi, akran zorbalığının ortaya çıkmasında ve sürmesinde önemlibir etkendir.
Bir çocuğun öğretmenine “Bana bunu yapıyorlar.” dediğinde ciddiye alınması, okulungüvenlik kültürünün bir parçasıdır.
Çünkü çocuk için yardım istemek ancak yardımın gerçekten geleceğine inanıyorsamümkündür.
Akran zorbalığı bize toplumun şiddetle ilişkisi hakkında da birşey söyler
Bugün Türkiye'de okullarda ve okul çevrelerinde yaşanan şiddet olaylarını yalnızcatek tek olaylar olarak değerlendirmek yerine daha geniş bir toplumsal çerçevededüşünmek zorundayız.
Çocuklar toplumun dışında büyümüyor.
Şiddeti yalnızca okul bahçesinde görmüyorlar.
Evde, sokakta, sosyal medyada, dijital oyunlarda, ekranlarda, haberlerde veyetişkinlerin birbirleriyle kurduğu ilişkilerde farklı şiddet biçimleriyle karşılaşıyorlar.
Hakaretin eğlenceye dönüştüğü, aşağılamanın mizah olarak sunulduğu, öfkenin güçgöstergesi olarak görülebildiği, farklı olana tahammülün azaldığı ve fiziksel şiddetingiderek daha görünür hale geldiği bir sosyal ortamda çocuklardan tamamen farklı birilişki kültürü geliştirmelerini beklemek gerçekçi değildir.
Bu nedenle akran zorbalığını,
toplumda şiddetin normalleşmesine dair erken biruyarı alanı
olarak da düşünmek gerekir.
Bu, zorbalık yapan her çocuğun ileride şiddet uygulayan bir yetişkin olacağıanlamına gelmez.
Ancak çocukların birbirlerine karşı kullandıkları dil, güçlerini nasıl kullandıkları, farklıolana nasıl davrandıkları ve çevredeki yetişkinlerin buna nasıl tepki verdiği; toplumun
gelecekteki ilişki biçimleri hakkında bize önemli ipuçları verir.
Çünkü şiddet bir anda ortaya çıkmaz.
Bazen önce bir çocuğun diğerini küçük düşürmesiyle başlar.
Sonra buna gülünür.
Sonra kimse müdahale etmez.
Sonra “çocuklar arasında olur” denilir.
Ve zaman içinde zarar verme davranışı normalleşmeye başlar.
İşte tam da burada yetişkinlerin sorumluluğu başlar.
Toplumsal çürümenin karşısında çocuklara ne öğretiyoruz?
Çocuklara yalnızca “şiddet uygulama” demek yeterli değildir.
Onlara;
öfkelendiğinde ne yapacağını,
reddedildiğinde nasıl baş edeceğini,
hayır cevabını nasıl kabul edeceğini,
güçlü olduğu halde gücünü nasıl sınırlayacağını,
bir başkasının sınırına nasıl saygı göstereceğini,
haksızlığa uğradığında nasıl yardım isteyeceğini,
başkasının uğradığı haksızlık karşısında nasıl pozisyon alacağını
öğretmemiz gerekir.
Çünkü şiddetsiz bir toplum yalnızca şiddet uygulamayan çocuklardan oluşmaz.
Şiddet karşısında sessiz kalmayan çocuklardan oluşur.
Bu nedenle çocukların sadece mağdur olmamayı değil,
seyirci kalmamayı
daöğrenmesi gerekir.
Zorbalıkla mücadele cezadan daha büyük bir meseledir
Zorbalık ortaya çıktığında elbette net sınırlar konulmalıdır.
Mağdur olan çocuk korunmalıdır.
Olayın tekrarlanmaması için gerekli önlemler alınmalıdır.
Zorbalık yapan çocuğun davranışıyla yüzleşmesi sağlanmalıdır.
Ancak bütün bunların yanında çocuğun neden böyle bir davranış geliştirdiği, hangisosyal çevrede bulunduğu, hangi ilişki modellerini gördüğü, hangi becerilerdedesteğe ihtiyaç duyduğu da değerlendirilmelidir.
Çünkü yalnızca cezalandırılan bir çocuk, her zaman daha iyi ilişki kurmayı öğrenmez.
Bazen yalnızca yakalanmamayı öğrenir.
Bizim hedefimiz ise çocuğun
zarar vermeden güçlü olabilmesini
öğrenmesidir.
Sonuç: Okullar çocukların korktuğu değil, güvende hissettiğiyerler olmalı
Bir çocuğun okul kapısından içeri girerken korku değil, güven hissetmesi gerekir.
Arkadaşlarının yanında kendisi olabilmesi, farklı olduğu için aşağılanmaması, hatayaptığında küçük düşürülmemesi, yardım istediğinde duyulması gerekir.
Akran zorbalığıyla mücadele bu nedenle yalnızca okul yönetiminin, öğretmenin,rehberlik servisinin ya da ailenin görevi değildir.
Bu, hepimizin ortak sorumluluğudur.
Çünkü çocukların birbirlerine nasıl davrandığı, yetişkinlerin onlara nasıldavrandığından bağımsız değildir.
Bir toplumun geleceğini konuşurken yalnızca yetişkinlerin dünyasına bakmamakgerekir.
Bazen bir okul bahçesine bakmak yeterlidir.
Bir çocuğun diğerine nasıl davrandığına…
Etrafındaki çocukların buna nasıl tepki verdiğine…
Ve yetişkinlerin o anda ne yaptığına…
Çünkü çocuklar yalnızca geleceğin yetişkinleri değildir.
Bugünün toplumunu da bize gösteren aynalardır.
Metni dergi uzunluğuna kısalt
Ebeveynler için uygulanabilir öneriler ekle
Ve belki de akran zorbalığıyla mücadelede kendimize sormamız gereken en önemlisoru şudur:
Çocuklarımızı yalnızca şiddetten koruyor muyuz, yoksa onlara şiddetin yerinekoyabilecekleri başka bir ilişki biçimi de öğretiyor muyuz?
Yazar
ÇOCUK VE AİLE DANIŞMANLIĞI UZMANI
Ben Uzman Anı Binici,doğma büyüme Antakyalıyım.Çocuk ve Aile Danışmanlığı Uzmanıyım. TEDX konuşmacısıyım. 2017 yılında Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden mez…
Profili Görüntüle