Tüm Yazılar

BUZDOLABININ IŞIĞINDAKİ BEN

SEVİL SEYMEN
SEVİL SEYMEN
PSİKOLOJİK DANIŞMAN · 13 Ekim 2026
2 dk okuma
BUZDOLABININ IŞIĞINDAKİ BEN

Gece geç saatler… Yoğun bir günün ardından kendimizi mutfakta, buzdolabının kapağını açmış, yiyecek bir şeyler ararken buluyoruz. Belki bir parça çikolata, belki kalan kekten küçük bir dilim… Peki, o an gerçekten aç mıyız, yoksa gün boyunca ertelediğimiz bir ihtiyacımız mı kendini hatırlatıyor?

Stresli anlarda tatlıya yönelmek oldukça tanıdık bir deneyim. Bazen yoğunluğun ortasında kısa bir mola, bazen kendimizi ödüllendirme, bazen de zorlayıcı duyguların içinde bir nebze rahatlama arıyoruz. Tatlı yemek tek başına bir sorun değil. Asıl mesele, bazen neye ihtiyaç duyduğumuzu fark edemeden tatlıya yönelmemiz.

Narrative yaklaşım bize burada başka bir kapı açar: Yaşadığımız güçlüğü kimliğimizin bir parçası olarak görmek yerine, onunla kurduğumuz ilişkiyi anlamaya çalışabiliriz.

Örneğin, “Ben stresliyken kendimi yemekten alamıyorum.” demek yerine, “Stres yükseldiğinde tatlı isteğim de artıyor.” diyebiliriz. İlk cümlede kendimizi suçlayan bir hikâye varken, ikincisinde fark edebileceğimiz ve değiştirebileceğimiz bir örüntü vardır.

Çünkü “Ben iradesizim.” dediğimizde kendimizi bir sorun gibi görmeye başlayabiliriz. Oysa “Yoğun anlarda rahatlamaya ihtiyaç duyuyorum ve tatlı şu ana kadar bu ihtiyacı karşılamanın yollarından biri oldu.” dediğimizde kendimize yeni seçenekler sunabiliriz.

Ancak her tatlı isteğinin ardında duygusal bir ihtiyaç olmak zorunda değil. Bazen öğün atlamış, yeterince beslenmemiş veya uzun süre aç kalmış olabiliriz. Bazen de fiziksel açlıkla duygusal ihtiyaçlar aynı anda ortaya çıkabilir. Bu yüzden yalnızca duygularımızı değil, bedenimizin verdiği sinyalleri de dinlemek önemlidir.

Peki, bu anlarda kendimize nasıl yaklaşabiliriz?

  • Bir an durup kendimizi dinleyelim. Şu an fiziksel olarak aç mıyım? Yorgun, gergin, üzgün veya bunalmış mı hissediyorum? Gün içinde yeterince beslendim mi?

  • İhtiyacımızı anlamaya çalışalım. Yoğun bir işin ortasında tatlıya yöneldiğimizde belki de kısa bir molaya, biraz dinlenmeye veya biriyle konuşmaya ihtiyacımız vardır. Bazen bunu fark etmek bile yeni bir seçenek görmemizi sağlar.

  • Kendimize alternatifler sunalım. Kısa bir yürüyüş, birkaç dakikalık dinlenme veya sevdiğimiz biriyle sohbet etmek rahatlamamıza yardımcı olabilir. Fiziksel açlık söz konusuysa bedenimizi yeterli ve dengeli biçimde beslemek de önemlidir.

  • Tatlıyı yasaklamayalım. Tatlı yemek bir başarısızlık değildir. Amaç, kendimizi kısıtlamak veya her isteğin nedenini çözmek değil; bedenimizi ve duygularımızı fark ederek daha bilinçli seçimler yapabilmektir.

Belki de asıl soru, “Tatlı yemeyi nasıl bırakırım?” değil, “Zorlandığım anlarda bedenimin ve duygularımın bana anlatmaya çalıştığı şey ne?” sorusudur.

Buzdolabının ışığında kendimizle karşılaştığımız o kısa an, bazen yalnızca yiyecek bir şeyler aradığımız bir an değildir. Bazen günün yorgunluğunu, ertelenen ihtiyaçlarımızı ve kendimize ayırmayı unuttuğumuz zamanı da beraberinde getirir.

Kendimizi suçlamak yerine anlamaya çalıştığımızda, değişim için yeni yollar keşfedebiliriz. Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey yalnızca bir şeyler yemek değil; kendimize de biraz alan açmaktır.

SEVİL SEYMEN
Yazar
SEVİL SEYMEN

PSİKOLOJİK DANIŞMAN

Kendinizi daha iyi anlamak, yaşadığınız zorluklara farklı bir pencereden bakmak ve hayatınızda ihtiyaç duyduğunuz değişime alan açmak için buradayım.Ben Psikolojik Danışman Sevil Seymen. Çocuk, ergen…

Diğer Yazılar

Hangi uzman sana uygun? 👋 Yapay zekâ asistanına sor, 2 dakikada öneri al.