İYİ OLMAYI BEKLERKEN KENDİMİZİ ERTELEMEK
Bazen insanın istediği şey anlaşılmak bile değildir. Yalnızca birinin, anlatmak zorunda kalmadan onu fark etmesini ister. Sesindeki değişikliği, eskisi kadar konuşmadığını, bir şeylere eskisi kadar hevesle yaklaşmadığını… Her zamanki gibi “iyiyim” derken bile iyi olmadığını görebilmesini.
Çünkü insan, yalnızca var olmak değil, varlığının bir başkasında karşılık bulmasını da ister.
Görülme ihtiyacı, insanın en temel ilişkisel ihtiyaçlarından biridir. Birinin bizi fark etmesini, duygularımızı önemsemesini, deneyimlerimize alan açmasını ve olduğumuz hâlimizle bize temas etmesini isteriz. Bazen bir cümlenin içinde, bazen bir bakışta, bazen de hiçbir şey söylemeden yanımızda kalan birinin sessizliğinde ararız bunu. Aslında çoğu zaman aradığımız şey büyük bir ilgi değil, bir başkasının dünyasında gerçekten yerimizin olduğunu hissetmektir.
Belki de çocukluğumuzdan beri öğrendiğimiz bazı şeyler vardır. Üzüldüğümüzde güçlü görünmemiz, başarılı olduğumuzda takdir edilmemiz, uslu olduğumuzda sevilmemiz, ihtiyaçlarımızı başkalarını zorlamadan dile getirmemiz beklenmiş olabilir.
Zamanla kendiliğimizle kurduğumuz ilişki, başkalarının bize nasıl karşılık verdiği üzerinden şekillenmeye başlayabilir. Başarılarımız fark edildiğinde değerli, birileri bizi tercih ettiğinde önemli, onaylandığımızda yeterli hissedebiliriz.
Böylece görülmek, yalnızca bir ilişki ihtiyacı olmaktan çıkar; kendi değerimizi anlamlandırdığımız bir ölçüte dönüşebilir.
İnsan, bir süre sonra yalnızca yaptığı şeylerin fark edilmesini değil, kendisi olarak da fark edilmeyi ister. Çabasının, kırgınlığının, yorgunluğunun, söyleyemediklerinin… Yalnızca güçlü olduğu zamanlarda değil, dağıldığında da birinin gözünde anlamını korumayı arzular.
Fakat tam da burada zorlayıcı bir döngü başlayabilir: Görülmek için daha fazla çabalar, daha fazla verir, daha fazla anlatırız. Bazen kendimizi tekrar tekrar açıklarken, bazen başkalarının hayatında vazgeçilmez bir yer edinmeye çalışırken buluruz. İçimizdeki görünmezlik hissini, dışarıdan gelecek bir işaretle gidermeye uğraşırız.
Ne var ki her çaba karşılık bulmaz. Her anlatış anlaşılmakla sonuçlanmaz. Her yakınlık, ihtiyaç duyduğumuz duygusal teması beraberinde getirmez.
Ve insan, bütün bunların sonunda şu soruyla baş başa kalabilir: “Beni fark etmeleri için daha ne yapmam gerekiyor?”
Bir ilişkide sürekli anlayan taraf olmak, kimse kırılmasın diye kendi ihtiyaçlarını ertelemek, sevilmek uğruna olduğundan daha güçlü görünmek ya da başkalarının beklentilerine göre şekillenmek…
Bunların her biri, bazı durumlarda görülme ihtiyacının aldığı biçimler olabilir.
Kişi, kendi varlığının olduğu hâliyle yeterince karşılık bulmadığını düşündüğünde, kabul göreceğini umduğu bir benlik inşa etmeye başlayabilir. Daha başarılı, daha uyumlu, daha neşeli, daha az talepkâr…
Dışarıdan bakıldığında herkesin sevdiği, güvendiği, ihtiyaç duyduğu biri olabilir. Ancak içeride, kimsenin gerçekten tanımadığı bir tarafının varlığını hissedebilir.
Çünkü insanların bizi sevmesiyle bizi tanıması aynı şey değildir. Bazen çevremizde birçok insan varken bile yalnız hissederiz. Bizi tanımlayan özelliklerimiz, üstlendiğimiz roller ve başkalarına sunduğumuz hâlimiz görünürdür; fakat bunların ardındaki kişi, kendisine yer bulamaz.
Belki de bu yüzden bazı insanlar, kendilerini en çok kalabalıkların içinde görünmez hisseder.
Herkesin seni fark etmesi, birinin seni gerçekten görmesiyle aynı şey değildir.
Bir mesajın cevapsız kalması, anlattığımız bir şeyin önemsenmemesi, gösterdiğimiz çabanın fark edilmemesi… Bazen yaşanan olayın kendisinden daha büyük bir duygusal etki yaratabilir.
Çünkü o an, yalnızca bugünün içinde kalmayabiliriz. Yaşadığımız deneyim, geçmişteki başka deneyimlerle birleşebilir. Daha önce duyulmadığımız, duygularımızın küçümsendiği veya ihtiyaçlarımızın karşılıksız kaldığı anları yeniden hatırlatabilir.
Böyle zamanlarda zihnimiz, yaşanan durumu yalnızca olduğu hâliyle değerlendirmek yerine ona daha geniş anlamlar yükleyebilir:
“Demek ki benim söylediklerim önemli değil.”
“Benimle gerçekten ilgilenen kimse yok.”
“Bir şeyleri hak etmek için daha fazlasını yapmalıyım.”
Elbette her görülmeme hissinin kökeni çocuklukta değildir ve her karşılıksızlık geçmişten gelen bir yaranın işareti sayılmaz. Bazen karşımızdaki kişi gerçekten bizi duymuyordur. Bazen ilişkide ihtiyaçlarımız karşılanmıyordur. Bazen de beklentilerimizle ilişkinin bize sunabildikleri arasında bir mesafe vardır.
Burada önemli olan, hissettiğimiz duyguyu hemen geçersiz kılmak değil, onun bize ne anlattığını anlamaya çalışmaktır.
Kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Şu anda yalnızca görülmediğim için mi incindim, yoksa bu yaşantı bana kendimle ilgili ne düşündürüyor?”
Bu iki sorunun cevabı birbirinden farklı olabilir. Birincisi ilişkimizde neye ihtiyaç duyduğumuzu, ikincisi ise yaşananları kendimizle ilgili hangi inançlarla yorumladığımızı anlamamıza yardımcı olabilir.
Görülme ihtiyacından kurtulmamız gerekmiyor. İnsan, ilişkisel bir varlık olarak başkalarının ilgisine, şefkatine ve anlayışına ihtiyaç duyar. Her şeyi kendi kendimize karşılamak zorunda değiliz. Güçlü olmak, kimseye ihtiyaç duymamak anlamına gelmez.
Ancak başkalarının bizi görmesini istemekle, kendimizi yalnızca onların bakışı üzerinden değerlendirmek arasında önemli bir fark vardır.
Bu farkı anlamaya başlamak için kendimize birkaç soru yöneltebiliriz:
1. Görülmek istediğimde aslında neye ihtiyaç duyuyorum?
Takdir edilmeye mi, anlaşılmaya mı, desteklenmeye mi, yoksa yalnızca birinin yanımda kalmasına mı? İhtiyacımızı belirginleştirmek, onu daha açık ifade edebilmemizi sağlar.
2. İhtiyaçlarımı dile getirmek yerine anlaşılmayı mı bekliyorum?
Bazen bizi seven insanların neye ihtiyacımız olduğunu kendiliğinden anlamasını bekleriz. Ancak yakınlık, her zaman söylenmeyeni anlayabilmek değildir. İhtiyaçlarımızı ifade etmek, ilişkilerimize bir fırsat sunar.
3. Görülmediğimde kendimle ilgili hangi sonuca varıyorum?
Birinin bizi fark etmemesi, her zaman değersiz olduğumuz anlamına gelmez. Başkasının ilgisi, bizim değerimizin ölçüsü değildir. Bu ayrımı kurabilmek, her karşılıksızlıkta kendimizi sorgulamaktan uzaklaşmamıza yardımcı olabilir.
4. Ben kendimi ne kadar görüyorum?
Başkalarının fark etmesini beklediğimiz ihtiyaçlarımızı biz ne kadar ciddiye alıyoruz? Yorulduğumuzu kabul ediyor muyuz? İstemediğimiz şeylere hayır diyebiliyor muyuz? Başarımızı yalnızca başkaları takdir ettiğinde mi değerli buluyoruz?
Kendimizi görmek, başkalarının bizi görmesine duyduğumuz ihtiyacı ortadan kaldırmaz. Ancak kendi varlığımızı yalnızca dışarıdan gelecek bir karşılıkla anlamlandırmak zorunda olmadığımızı hatırlatır.
Bazen kendimizi anlatmak için çok fazla çaba harcarız. Yanlış anlaşılmamak, unutulmamak, önemsenmek ve birilerinin hayatında yerimizi korumak isteriz.
Oysa her insanın bizi anlayabilmesi mümkün değildir. Her ilişki, bütün yönlerimizle kendimizi ortaya koyabileceğimiz bir alan sunmaz. Bazı insanlar bizi yalnızca belirli rollerimiz üzerinden tanıyabilir; bazı ilişkilerde ise kendimiz olabilmek için sürekli bir mücadele vermemiz gerekebilir.
Bunu fark etmek, her zaman daha fazla çabalamamız gerekmediğini de gösterir.
Bazen anlatmaya devam etmek yerine durmaya, kendimizi kanıtlamaya çalışmak yerine sınırlarımızı korumaya, bizi anlamayan herkese ulaşmaya çalışmak yerine karşılıklı anlayışın mümkün olduğu ilişkilere yönelmeye ihtiyaç duyarız.
Çünkü görülmek, kendimizi sürekli başkalarına göstermeye çalıştığımız bir performansa dönüşmemelidir.
Belki de kendimize sorabileceğimiz en önemli sorulardan biri şudur:
“Beni görmeleri için kim olmaya çalışıyorum ve bütün bunların arasında kendim olarak kalabiliyor muyum?”
Bu sorunun hemen bir cevabı olmayabilir. Yine de üzerinde durmaya değer. Çünkü bazen insan, başkalarının gözünde yer edinmeye çalışırken kendi hayatındaki yerini kaybedebilir.
Ve belki iyileşme, hiç kimsenin bizi görmesine ihtiyaç duymadığımız bir noktaya ulaşmak değildir. Bizi gören insanlarla karşılaşmayı önemserken, görülmediğimiz her yerde kendi değerimizden şüphe etmemeyi öğrenmektir.
Çünkü sen, birinin dikkatini çektiğin için var değilsin. Birinin seni anladığı ölçüde değerli, birinin seni seçtiği ölçüde önemli değilsin.
Görülmek güzel bir duygudur. Anlaşılmak, kabul görmek, bir başkasının dünyasında kendine yer bulmak… Bunların hepsi insan olmanın parçasıdır.
Ama bütün bunları ararken kendimizi geride bırakmak zorunda değiliz.
Belki de asıl mesele, başkalarının gözünde görünür olmaktan önce, kendi hayatımızda görünmez hâle gelmemektir.
PSİKOLOJİK DANIŞMAN
Kendinizi daha iyi anlamak, yaşadığınız zorluklara farklı bir pencereden bakmak ve hayatınızda ihtiyaç duyduğunuz değişime alan açmak için buradayım.Ben Psikolojik Danışman Sevil Seymen. Çocuk, ergen…
Çerezleri kullanıyoruz. Sitemizin düzgün çalışması ve deneyiminizi iyileştirmek için çerezlerden yararlanıyoruz. Ayrıntılar için Gizlilik Politikası sayfamıza göz atabilirsiniz.